فارسی افغانستان العربیة English Türkçe
http://fna.ir/1ovld4

İslam Özkan –Yorum-Şirin Ebu Akle’nin öldürülmesi ve güvenlikçi İsrail devlet aygıtı

FHA- Terör ve işgal devleti Siyonist İsrail böyle bir suça neden imza atsın? Yanıt: Dünyadaki bütün otoriter rejimler ve polis devletleri neden yapıyorsa aynı sebepten. Yani, muhaliflere ve direnişçilere karşı ne kadar acımasız olduğunu göstermek.

İslam Özkan –Yorum-Şirin Ebu Akle’nin öldürülmesi ve güvenlikçi İsrail devlet aygıtı

FHA- El Cezire Kanalı muhabiri Filistinli gazeteci Şirin Ebu Akle’nin öldürülmesi, politik açıdan tek başına ne Ortadoğu’daki ne de Filistin-İsrail mücadelesindeki dengeleri değiştirecek boyutta büyük bir olay. Ancak İsrail’in dünya kamuoyu vicdanında bir kez daha mahkûm eden ve onun durum gerektirdiğinde ne kadar acımasız olabileceğini bir kez daha gösteren bir cinayet. Bu cinayet, başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin desteğini almış bir siyasal aygıtın işlediği diğer cinayetlerle birlikte, onun uluslararası meşruiyetini her geçen gün daha da tüketiyor. Hele ekranlara yansıyan cenazeye saldırı görüntüleri, İsrail için kırmızı çizgi diye bir şey olmadığını, meşruiyet krizi yaşayan bir devletin ulusal güvenlik adına gazeteci, sivil, sağlık görevlisi demeden, kendisini doğrudan hedef alıp almadığına bakmaksızın bütün uluslararası etiği elinin tersiyle nasıl ittiğini de gösteren bir olgu.

İsrail’in bu çirkin eylemi o kadar tepki topladı ki ABD Dışişleri Bakanı Blinken bile, Twitter hesabından bir paylaşım yaparak “Filistin asıllı Amerikalı Şirin Abu Akle’nin cenazesine müdahale eden İsrail polisinin görüntülerinden derinden rahatsızız. Her aile, sevdikleriyle onurlu ve herhangi bir engelle karşılaşmadan vedalaşmayı hak eder” demek zorunda kaldı.

Öte yandan Beyaz Saray sözcüsü Jen Psaki de Filistinli gazetecinin cenazesine İsrail güçleri tarafından saldırılmasına ilişkin görüntülerle ilgili “aşırı” ifadesini kullandı ve İsrail polisinin El Cezire muhabiri Ebu Akle’nin cenazesine coplarla saldırmasını “son derece rahatsız edici” olarak nitelendirdi.

Ayrıca ABD’nin Birleşmiş Milletler elçisi Linda Thomas Greenfield de “Ebu Akle”nin cenaze töreninde İsrail güçlerinin uyguladığı şiddetten duyduğu derin üzüntüyü dile getirdi.

Tabii her zamanki gibi İsrail, cinayeti, güya Filistinlilerle İsrail güvenlik güçleri arasındaki yaşanan çatışma sırasında direnişçiler tarafından atılan bir kurşuna bağlayarak, bunu yapması için hiçbir nedeni olmayan Filistinlilerin üzerine yıkmaya çalışmakta. Elbette el Cezire kanalının ağırlığı, gazeteci Şirin Ebu Akle’nin profesyonelliği gibi unsurlar, normalde kılını bile kıpırdatmayacak İsrail güvenlik aygıtının tenezzül edip açıklama yapmasına neden oldu. Olay sırasında yanında bulunan gazeteci arkadaşlarının yanı sıra görgü tanıklarının ifadesi, üzerinde “PRESS” yazan çelik yelek ve yine aynı ibarenin yer aldığı bir kasket taşıyan muhabirin ancak ve ancak keskin nişancılar tarafından kasıtlı olarak vurulabileceğini gösteriyor.

Peki İsrail, kendisini uluslararası kamuoyu nezdinde zor durumda bırakacak böyle bir suça neden imza atsın? Yanıt: Dünyadaki bütün otoriter rejimler ve polis devletleri neden yapıyorsa aynı sebepten. Yani, muhaliflere ve direnişçilere karşı ne kadar acımasız olduğunu göstermek. Mesaj şu aslında: “Bakın Amerikan vatandaşı bir gazeteciyi rahatlıkla öldürebiliyorum, benim güvenliğimi tehdit eden, beni protesto eden, bana silah sıkanlara neler yapmam?”

Tabi bunun dışında bu cinayeti özelde Arap genelde ise uluslararası medyaya verilmiş bir gözdağı olarak da okumak mümkün. İsrail’in, başka sivil ve uygun tedbirler çözümsüz kaldığı için giderek şiddet dozunu artırdığı bir süreçte uluslararası medyanın yaptığı haberlere dikkat etmesi yönünde bir uyarı, yabancı gazetecilerin öldürülen gazetecilerin yerini almaması için bir tehdit olarak da görülebilir.

Bir başka ifadeyle saldırılar son dönemde bir kısmı sivillere yönelik olduğu için eleştirilse de önemli bir bölümü İsrail güvenlik güçlerine yönelik olan Filistinlilerin eylemlerini durdurmak ve böylesine bir sindirme politikası üzerinden Filistinlilerin işgale itiraz etmelerini ve direnmelerini imkânsız kılacak bir tedhiş ortamı yaratmak.

Böyle bir yapı, Yahudiliği vatandaşlarına karşı demokratik davransa da milyonlarca Filistinliyi dışladığı ve şeytanlaştıran ırkçı bir rejim olduğu için asla “demokratik” ifadesini hak etmeyen bir yönetim.

Evet Ortadoğu’da çok da yabancı olmadığımız bir devlet mantığı bu, ama tek farkı sistematik bir işgal ve belki de üzerine biraz daha ırkçılık sosu dökülmüş bir devlet politikası. Daha doğrusu uluslararası insan hakları kuruluşlarının üzerinde ittifak ettiği bir ifadeyle, 21. Yüzyılda varlığını sürdüren tek yerleşimci ve sömürgeci bir yönetim olgusu, İsrail’in klasik bir Ortadoğu devleti olma özelliğini biraz örseliyor.

Böyle bir yapı, Yahudiliği vatandaşlarına karşı demokratik davransa da milyonlarca Filistinliyi dışladığı ve şeytanlaştıran ırkçı bir rejim olduğu için asla “demokratik” ifadesini hak etmeyen bir yönetim. Tek çözüm ise uluslararası yaptırım politikaları üzerinden diz çöktürene ve ırkçı politikalardan vazgeçtiğini ilan edene kadar tıpkı Güney Afrika’daki ırkçı apartheid rejimine uygulandığı gibi İsrail’in yalnızlaştıracak politikalar. Tabii ABD’nin ve bazı Batılı ülkelerin İsrail’e verdiği koşulsuz desteğin çekilmesi de ırkçılığı sözde demokrasisiyle meczedebilmiş bir ülkenin geri adım atması için önkoşul.