فارسی افغانستان العربیة English Türkçe
http://fna.ir/1pzo2z

Hikmet ve ibret/ Can Ali

FHA- “Nitekim aranızdan size bir peygamber gönderdik: O size ayetlerimizi okuyor, sizi arıtıp temizliyor, size kitabı ve hikmeti öğretiyor; yine size daha önce bilmediklerinizi öğretiyor.”(Bakara 151)

Hikmet ve ibret/ Can Ali

FHA- İnsanoğlu hikmet ilmi ile tanıştığı oranda ancak dünyada yaşadıklarına doğru ve İsabetli anlam verebilir.

Kitap peygambere indirilen ve okunan vahiydir. Hikmet ise kitabın içermediği ayrıntılı hükümlerle ilgili vahiydir (Râzî, VIII, 119; “hikmet” hakkında bilgi için bk. Bakara 2/269)

Arapça hükmü mastarı ve köken olarak gemlemek; sağlam olmak(ihkam) köküyle ilişkilidir.

Hikmet ile felsefenin farkı şudur: Hekim hem fikre hem de amele sahiptir, hekim aynı zamanda amel ehlidir.

Hikmet, bütün olup bitenlerin esasını bilmektir. Felsefe ise böyle bir iddiada değildir. O, hikmete ulaşmak anlamında değil, onu sevme, ona hasret duyma, yönelme anlamında bir bilgidir.”

İslam filozofu Kindi, felsefe ve hikmet terimin eş anlam gibi kullanıyor, metafiziği “hikmetlerin hikmeti olarak adlandırıyordu. Farabi’ye göre hikmet anlamları idrak etmekti.

Gazali “Akıl içten gelen vahiydir, Vahiy ise dıştan gelen akıldır” diye izah eder

Kitap direk Allah tarafından çeşitli vesilelerle peygamberlerin insanlara tebliğini irade ettiği vahyin bir çeşididir, Ancak kitabın dışındaki vahiy ise ilhamla peygamberlere olay ve olguların detayında saklı olan ve herkesin idrak edemediği müşahede edemediği hareketin kendisidir, işte bunun için Allah kitapta “Biz peygambere kitap ve hikmeti verdik” “O ne söylerse hevasından söylemez” “Size örnek olsun diye sizin cinsinizden size bir örnek gönderdik” gibi kitapta belirtilen hususlar peygamberlere Allah ismet sıfatını vererek hikmet kapılarını onlara açmıştır. ve hiçbir eylem ve söylemleri vahiye aykırı davranışlar sudur etmez ve söz ve davranışları kitabın detaylarındaki vahiydir.

İşte bu yüzden peygamber(sav) “benim bildiklerimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız” hadisi vahiy’in ve ilhamın detaylarla dolu ayrıntılı ifadesinin özetidir.

Peygamberin söz ve davranışlarını beşeri kişiliklerine atfetmek büyük bir gaflettir. İslam dahil tüm ilahi dinlerin sonradan gelen mümessilleri detayları kendi hevasına yorumladılar ve sonuçta peygamber Vahiy yüklü sünnetini inkar ederek kendi hevalarında binlerce din ve meşrep oluşturdular, İlahi hitap dininizi parça parça etmeyin ’in hikmetini anladık mı,?

Tüm Mucit, Arif ve filozoflar Aklı selimi işletmenin gayreti ile meşgul olarak olay ve olguların içindeki yaratılışın sırları ile mutlak olana yolculukları devam etti ve ediyor.

Hikmet ilminin şehri Hz. Muhammed(sav) dir.ve kendisi "Ben Medine şehrinin ilmi isem Ali de O'nun kapısıdır." İfadesine binaen Hz. Ali(as) "Peygamber bana bin çeşit ilim öğretti her ilmin bin kapısı vardı.""Ne yazık ki bu ilimleri dökecek kalıplar bulamıyorum."

Bu açıklamalara rağmen bu ümmet Peygamber(sav) ve Ali(as)mın eylem ve söylemlerini dışlamak yok saymak, Çarpıtmak, Önceki ümmetlerin din adamları gibi olmayanı uydurmak için özel gayretler ve yorucu çabalar saltanat ve monarşinin firavunları ile devam etti ve ediyor. Hakikatte Din adamı kılığındaki Bel’amlar Allah’ın iradesini asimile edip kendi uydurukları iradeyi beşeriyete dayandırmaları nemruti bir uygulama olup teşrri anlamda uluhiyete tekabül eden embesil bir mantaliteye tekabül ediyor.

Ben size kitap ve hikmet verdikten sonra nezdinizdekini tasdik eden bir elçi size geldiğinde ona mutlaka inanacak ve yardım edeceksiniz"(Al-i İmran 81)

Yüce Allah ayeti kerimede "Size faydalı görünenler zararlı, Zararlı görünenler faydalı olabilir, Allah bilir siz bilemezsiniz" ayet yaşananları sadece şekilsel bir değerlendirme ile sonuç çıkarmayın diyor. Yaşananların mutlaka arka planı vardır.

Bu arka plan da aklı selim ile ve hikmetin yolu ile sağlıklı bir çıkarım yapmak bizim için gereklidir. Onun için hikmet ehli şöyle bir tavsiyede bulunmuşlar. “Üzülme doğruysan zarar gördüm deme bil ki; iyiler mutlaka kazanacak" dikkat etmemiz gereken nokta iyilerden olabilmektir.

İyilik de Allah'ın adamı olabilmektir.

Sarhoşun biri şarap şişesi ile Cami’nin önünden geçerken camiden çıkan bir dervişin dikkatini çekmiş, derviş yanaşır ve sarhoşa der ki; Birader şu şişeni bana versene;!

Sarhoş şaşkın şekilde; Sen yeni Cami’den çıktın şarap senin neyine ?

Derviş der ki Camii'nin içine serpeceğim,!

Sarhoş hiddetlenir;!

Sen nasıl Allah'ın evine şarap dökersin Allah'tan korkmaz mısın.?

Ben kırk yıldır içerim ama böyle bir şey asla yapmam .Şarabı da bu iş için vermem. Beni bu ile bulaştırma der.!

Dervişin istediği cevap bu zaten !

Derviş, sarhoşa be adam sen şu kul yapısı kerpiçten yapılmış adına Camii dediğimiz yere şarap döktürmezsin, Allah'ın sana rahmet ve lütuf ile emanet ettiği şu mükemmel ve muazzam beden sarayına şarap dökersin öyle mi ?

Sarhoş gafletten uyanır ve kırk yıllık nedametini idrak eder.

Sıkıntıyı Şeyh Muhyeddin-i Arabi (ra) şöyle tarif etmiş, "Allah'ı bulmak kolay, Allah'ın adamını bulmak ise oldukça zordur.". Çünkü Allah hikmetini Salih kullarının dilinden döker.

Sonuç: Gafletle yaşayanların ıslahı için hikmetli bir söz ve hareket kafidir.

İşi ustasına bırakırsan yaşayan ölüye Hikmet, Rahmet, Esenlik, Ümit ,Fazilet, İrfan ve hayat katar.

Hz. Ali (as) “Hikmet nifak ehlinin elinde olsa da alınız, İlmi müşrikin elinde de olsa alınız.”

Molla Sadra(ra) dinleyelim. “Alemin hedefi insandır, İnsanı hedefi hüviyettir alemin anahtarını ve memleketin kalesinin kapılarını açacak olan hikmet ve marifettir.”

Allah insana Güç, Hikmet ve Mizanı bahş etti ve üçünün aynı andaki ritmiğinden ADALET gibi pırıl, pırıl bir hayat doğar.

Hikmet esas olsa da; usul ve Üslup hikmetin kabulü için bir gerekliliktir ve hikmetten önce gelir.

Çünkü, Alet ustasının elinde marifet üretir.

Keşke siyasetin ustaları da bu aleti bu kadar ustaca Hikmet ve marifete yönelik kullanabilselerdi, İnsanlık için Bugün yeryüzünde bu kadar Kan, gözyaşı, Açlık, zülüm, Mahrumiyet ve acı da vaki olmayacaktı.

Hikmet ve Marifet ‘ten yoksun bir Siyasal işleyiş Rahmetten ziyade Felaket, Rezalet ve Zahmet üretir..!

Zamanın birinde, yeni evlenen gencin biri, ilim öğrenme hevesiyle köyden ayrılır. Uzun bir yolculuktan sonra şehre varıp medrese ararken, işçiye ihtiyacı olan bir zenginle karşılaşır. Zengin iyi para verince, niyetini bozup onun yanında çalışmaya başlar. 20 Yıl bunun yanında çalışıp, üç bin dirhem para biriktirir. Sonra köyüne dönmeye karar verir.

Yolda, konakladığı bir yerde biri, (Bende öyle bir nasihat var ki, bunu alan dünyada ve ahirette rahat eder; fakat bedeli bin dirhem) der. Adam, (Evden ilim öğrenmek için çıkmıştım, bunu öğrenemedim, bari bu nasihati alayım, kalan iki bin dirhem bana yeter) deyip, buna bin dirhem vererek, karşılığında, (Kaza ve kaderde ne varsa o olur! Kaderde olandan başkası başa gelmez) nasihatini alır.

Yoluna devam eder. Başka bir konak yerinde, yine böyle birisiyle karşılaşır. Bu da, (Bende öyle bir nasihat var ki, bunu alan dünyada ve ahirette rahat eder; fakat bedeli bin dirhem) diye bağırıp durur. Adam, (Bin dirheme de, bunu alayım, kalan bin dirhem bana yeter) deyip, bin dirhem de ona vererek, karşılığında, (Gönül kimi severse, güzel odur!) nasihatini alır.

Yoluna devam ederken, başka bir konaklama yerinde yine birine rastlar. Bu kişi de, (Bende öyle bir nasihat var ki, bunu alan dünyada ve ahirette rahat eder; fakat bedeli bin dirhem) diye bağırıp duruyor. Adam, bu sefer kendisiyle mücadeleye başlar. Bir yandan ilim öğrenememenin acısı, diğer yandan kalan son para! Sonunda ilim öğrenme sevgisi ağır basar, tekrar çalışır kazanırım diyerek, bin dirhem de ona vererek, karşılığında, (Hoşlanmadığın, uygunsuz bir durumla karşılaştığın zaman acele etme!) nasihatini alır.

Yoluna devam eder. Yolda bir kalabalıkla karşılaşır. Yanlarına vardığında derler ki:

(Şu kuyunun içinde bir deli var, yanında da bir kız var. Köyümüzün suyunu kesti. Kim içeri girerse öldürüyor. Bizi bu sıkıntıdan kurtarana, şu çömlekteki altınları vereceğiz.)

Adamın aklına birinci nasihat olan, (Kaza ve kaderde ne varsa o olur) sözü gelir. Kuyuya iner. Deli, (Sana bir soru soracağım bilirsen suyu açacağım. Bu kız mı güzel, yoksa şu kurbağa mı?) diye sorar. İkinci nasihat hatırına gelir, (Gönül kimi severse güzel odur) der. Deli, (Aferin sana! Şimdiye kadar hep, bu kız güzel dediler, bilemediler, sen bildin) der. Deli, kurbağayı sevdiği için, bu söz hoşuna gider, suyu açar. Adam da önceki parasından çok fazla olan altınları alıp köyüne döner.

Evinin penceresinden baktığında, içeride hanımının yanında genç birini şakalaşırken görür. Hemen bıçağına sarılır. Bu sırada, üçüncü nasihat olan (Acele etme!) sözü hatırına gelir. Bıçağı gizleyerek, kapıyı çalar. Hanımı kapıyı açınca, yanındaki gence, (Bak oğlum! Baban geldi...) der.

Hikmet içeren sözler doğru davranışların mukaddimesidir. Yazarlar genelde kitaplarının özetini mukaddimeye işerler.

Hz. Ali(as) "İnsanın bedeni gibi Ruh'u da yorulur, Ruhlarınızı güzel ve hikmetli sözlerle dinlendirin.” İfadesi çok derin Psiko sosyal tavsiyedir.

Her gün binlerce boş ve anlamsız belki de hiç işimize yaramayacak sözler işitiriz, ama bunlar gereksiz bir şekilde hafızanın ön belleğini işgal eder. Nasıl ki mikroplardan korunmak için elimizi yıkıyorsak, dezenfekte ediyorsak aynı şekilde hafızayı da hikmetli sözlerle dinlendirip temizlemek gerekir.

Kimi insanlar hafızasını çöp bidonu yapmış, Bardak kırığından, paslı çiviye, Kokuşmuş gıdaya kadar ne ararsan bulursun. Oysa Enerjimiz ve ömrümüz bu çöpleri taşıyacak kadar Yeterli kapasite ve uzun ömürlü değildir.

Hz.Ali(as)Hikmet tabiatı bozulan insanlarda etkili olmaz.”

“Ey Aziz; bil ki, Biz tabiat aleminin bu kalın perdeleri altında kaldığımız tüm vaktimizi dünya ve lezzetlerini onarmaya harcadığımız ve Hak Teâlâ’dan, Zikrinden ve fikrinden gafil olduğumuz müddetçe bütün ibadetlerimiz, Zikirlerimiz ve kıraatlerimiz hakikatten yoksundur.”(İmam Humeyni ra)

“Alemin hedefi İnsandır, İnsanın hedefi hüviyettir alemin anahtarı ve memleketin kalesinin kapılarını açacak olan Rahmet, Hikmet ve Mağfirettir.”(Molla Sadra Ra)

Hikmeti arayan, sahiplenen ve taşıyanlara selam olsun.

FHA- İnsanoğlu hikmet ilmi ile tanıştığı oranda ancak dünyada yaşadıklarına doğru ve İsabetli anlam verebilir.

Kitap peygambere indirilen ve okunan vahiydir. Hikmet ise kitabın içermediği ayrıntılı hükümlerle ilgili vahiydir (Râzî, VIII, 119; “hikmet” hakkında bilgi için bk. Bakara 2/269)

Arapça hükmü mastarı ve köken olarak gemlemek; sağlam olmak(ihkam) köküyle ilişkilidir.

Hikmet ile felsefenin farkı şudur: Hekim hem fikre hem de amele sahiptir, hekim aynı zamanda amel ehlidir.

Hikmet, bütün olup bitenlerin esasını bilmektir. Felsefe ise böyle bir iddiada değildir. O, hikmete ulaşmak anlamında değil, onu sevme, ona hasret duyma, yönelme anlamında bir bilgidir.”

İslam filozofu Kindi, felsefe ve hikmet terimin eş anlam gibi kullanıyor, metafiziği “hikmetlerin hikmeti olarak adlandırıyordu. Farabi’ye göre hikmet anlamları idrak etmekti.

Gazali “Akıl içten gelen vahiydir, Vahiy ise dıştan gelen akıldır” diye izah eder

Kitap direk Allah tarafından çeşitli vesilelerle peygamberlerin insanlara tebliğini irade ettiği vahyin bir çeşididir, Ancak kitabın dışındaki vahiy ise ilhamla peygamberlere olay ve olguların detayında saklı olan ve herkesin idrak edemediği müşahede edemediği hareketin kendisidir, işte bunun için Allah kitapta “Biz peygambere kitap ve hikmeti verdik” “O ne söylerse hevasından söylemez” “Size örnek olsun diye sizin cinsinizden size bir örnek gönderdik” gibi kitapta belirtilen hususlar peygamberlere Allah ismet sıfatını vererek hikmet kapılarını onlara açmıştır. ve hiçbir eylem ve söylemleri vahiye aykırı davranışlar sudur etmez ve söz ve davranışları kitabın detaylarındaki vahiydir.

İşte bu yüzden peygamber(sav) “benim bildiklerimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız” hadisi vahiy’in ve ilhamın detaylarla dolu ayrıntılı ifadesinin özetidir.

Peygamberin söz ve davranışlarını beşeri kişiliklerine atfetmek büyük bir gaflettir. İslam dahil tüm ilahi dinlerin sonradan gelen mümessilleri detayları kendi hevasına yorumladılar ve sonuçta peygamber Vahiy yüklü sünnetini inkar ederek kendi hevalarında binlerce din ve meşrep oluşturdular, İlahi hitap dininizi parça parça etmeyin ’in hikmetini anladık mı,?

Tüm Mucit, Arif ve filozoflar Aklı selimi işletmenin gayreti ile meşgul olarak olay ve olguların içindeki yaratılışın sırları ile mutlak olana yolculukları devam etti ve ediyor.

Hikmet ilminin şehri Hz. Muhammed(sav) dir.ve kendisi "Ben Medine şehrinin ilmi isem Ali de O'nun kapısıdır." İfadesine binaen Hz. Ali(as) "Peygamber bana bin çeşit ilim öğretti her ilmin bin kapısı vardı.""Ne yazık ki bu ilimleri dökecek kalıplar bulamıyorum."

Bu açıklamalara rağmen bu ümmet Peygamber(sav) ve Ali(as)mın eylem ve söylemlerini dışlamak yok saymak, Çarpıtmak, Önceki ümmetlerin din adamları gibi olmayanı uydurmak için özel gayretler ve yorucu çabalar saltanat ve monarşinin firavunları ile devam etti ve ediyor. Hakikatte Din adamı kılığındaki Bel’amlar Allah’ın iradesini asimile edip kendi uydurukları iradeyi beşeriyete dayandırmaları nemruti bir uygulama olup teşrri anlamda uluhiyete tekabül eden embesil bir mantaliteye tekabül ediyor.

Ben size kitap ve hikmet verdikten sonra nezdinizdekini tasdik eden bir elçi size geldiğinde ona mutlaka inanacak ve yardım edeceksiniz"(Al-i İmran 81)

Yüce Allah ayeti kerimede "Size faydalı görünenler zararlı, Zararlı görünenler faydalı olabilir, Allah bilir siz bilemezsiniz" ayet yaşananları sadece şekilsel bir değerlendirme ile sonuç çıkarmayın diyor. Yaşananların mutlaka arka planı vardır.

Bu arka plan da aklı selim ile ve hikmetin yolu ile sağlıklı bir çıkarım yapmak bizim için gereklidir. Onun için hikmet ehli şöyle bir tavsiyede bulunmuşlar. “Üzülme doğruysan zarar gördüm deme bil ki; iyiler mutlaka kazanacak" dikkat etmemiz gereken nokta iyilerden olabilmektir.

İyilik de Allah'ın adamı olabilmektir.

Sarhoşun biri şarap şişesi ile Cami’nin önünden geçerken camiden çıkan bir dervişin dikkatini çekmiş, derviş yanaşır ve sarhoşa der ki; Birader şu şişeni bana versene;!

Sarhoş şaşkın şekilde; Sen yeni Cami’den çıktın şarap senin neyine ?

Derviş der ki Camii'nin içine serpeceğim,!

Sarhoş hiddetlenir;!

Sen nasıl Allah'ın evine şarap dökersin Allah'tan korkmaz mısın.?

Ben kırk yıldır içerim ama böyle bir şey asla yapmam .Şarabı da bu iş için vermem. Beni bu ile bulaştırma der.!

Dervişin istediği cevap bu zaten !

Derviş, sarhoşa be adam sen şu kul yapısı kerpiçten yapılmış adına Camii dediğimiz yere şarap döktürmezsin, Allah'ın sana rahmet ve lütuf ile emanet ettiği şu mükemmel ve muazzam beden sarayına şarap dökersin öyle mi ?

Sarhoş gafletten uyanır ve kırk yıllık nedametini idrak eder.

Sıkıntıyı Şeyh Muhyeddin-i Arabi (ra) şöyle tarif etmiş, "Allah'ı bulmak kolay, Allah'ın adamını bulmak ise oldukça zordur.". Çünkü Allah hikmetini Salih kullarının dilinden döker.

Sonuç: Gafletle yaşayanların ıslahı için hikmetli bir söz ve hareket kafidir.

İşi ustasına bırakırsan yaşayan ölüye Hikmet, Rahmet, Esenlik, Ümit ,Fazilet, İrfan ve hayat katar.

Hz. Ali (as) “Hikmet nifak ehlinin elinde olsa da alınız, İlmi müşrikin elinde de olsa alınız.”

Molla Sadra(ra) dinleyelim. “Alemin hedefi insandır, İnsanı hedefi hüviyettir alemin anahtarını ve memleketin kalesinin kapılarını açacak olan hikmet ve marifettir.”

Allah insana Güç, Hikmet ve Mizanı bahş etti ve üçünün aynı andaki ritmiğinden ADALET gibi pırıl, pırıl bir hayat doğar.

Hikmet esas olsa da; usul ve Üslup hikmetin kabulü için bir gerekliliktir ve hikmetten önce gelir.

Çünkü, Alet ustasının elinde marifet üretir.

Keşke siyasetin ustaları da bu aleti bu kadar ustaca Hikmet ve marifete yönelik kullanabilselerdi, İnsanlık için Bugün yeryüzünde bu kadar Kan, gözyaşı, Açlık, zülüm, Mahrumiyet ve acı da vaki olmayacaktı.

Hikmet ve Marifet ‘ten yoksun bir Siyasal işleyiş Rahmetten ziyade Felaket, Rezalet ve Zahmet üretir..!

Zamanın birinde, yeni evlenen gencin biri, ilim öğrenme hevesiyle köyden ayrılır. Uzun bir yolculuktan sonra şehre varıp medrese ararken, işçiye ihtiyacı olan bir zenginle karşılaşır. Zengin iyi para verince, niyetini bozup onun yanında çalışmaya başlar. 20 Yıl bunun yanında çalışıp, üç bin dirhem para biriktirir. Sonra köyüne dönmeye karar verir.

Yolda, konakladığı bir yerde biri, (Bende öyle bir nasihat var ki, bunu alan dünyada ve ahirette rahat eder; fakat bedeli bin dirhem) der. Adam, (Evden ilim öğrenmek için çıkmıştım, bunu öğrenemedim, bari bu nasihati alayım, kalan iki bin dirhem bana yeter) deyip, buna bin dirhem vererek, karşılığında, (Kaza ve kaderde ne varsa o olur! Kaderde olandan başkası başa gelmez) nasihatini alır.

Yoluna devam eder. Başka bir konak yerinde, yine böyle birisiyle karşılaşır. Bu da, (Bende öyle bir nasihat var ki, bunu alan dünyada ve ahirette rahat eder; fakat bedeli bin dirhem) diye bağırıp durur. Adam, (Bin dirheme de, bunu alayım, kalan bin dirhem bana yeter) deyip, bin dirhem de ona vererek, karşılığında, (Gönül kimi severse, güzel odur!) nasihatini alır.

Yoluna devam ederken, başka bir konaklama yerinde yine birine rastlar. Bu kişi de, (Bende öyle bir nasihat var ki, bunu alan dünyada ve ahirette rahat eder; fakat bedeli bin dirhem) diye bağırıp duruyor. Adam, bu sefer kendisiyle mücadeleye başlar. Bir yandan ilim öğrenememenin acısı, diğer yandan kalan son para! Sonunda ilim öğrenme sevgisi ağır basar, tekrar çalışır kazanırım diyerek, bin dirhem de ona vererek, karşılığında, (Hoşlanmadığın, uygunsuz bir durumla karşılaştığın zaman acele etme!) nasihatini alır.

Yoluna devam eder. Yolda bir kalabalıkla karşılaşır. Yanlarına vardığında derler ki:

(Şu kuyunun içinde bir deli var, yanında da bir kız var. Köyümüzün suyunu kesti. Kim içeri girerse öldürüyor. Bizi bu sıkıntıdan kurtarana, şu çömlekteki altınları vereceğiz.)

Adamın aklına birinci nasihat olan, (Kaza ve kaderde ne varsa o olur) sözü gelir. Kuyuya iner. Deli, (Sana bir soru soracağım bilirsen suyu açacağım. Bu kız mı güzel, yoksa şu kurbağa mı?) diye sorar. İkinci nasihat hatırına gelir, (Gönül kimi severse güzel odur) der. Deli, (Aferin sana! Şimdiye kadar hep, bu kız güzel dediler, bilemediler, sen bildin) der. Deli, kurbağayı sevdiği için, bu söz hoşuna gider, suyu açar. Adam da önceki parasından çok fazla olan altınları alıp köyüne döner.

Evinin penceresinden baktığında, içeride hanımının yanında genç birini şakalaşırken görür. Hemen bıçağına sarılır. Bu sırada, üçüncü nasihat olan (Acele etme!) sözü hatırına gelir. Bıçağı gizleyerek, kapıyı çalar. Hanımı kapıyı açınca, yanındaki gence, (Bak oğlum! Baban geldi...) der.

Hikmet içeren sözler doğru davranışların mukaddimesidir. Yazarlar genelde kitaplarının özetini mukaddimeye işerler.

Hz. Ali(as) "İnsanın bedeni gibi Ruh'u da yorulur, Ruhlarınızı güzel ve hikmetli sözlerle dinlendirin.” İfadesi çok derin Psiko sosyal tavsiyedir.

Her gün binlerce boş ve anlamsız belki de hiç işimize yaramayacak sözler işitiriz, ama bunlar gereksiz bir şekilde hafızanın ön belleğini işgal eder. Nasıl ki mikroplardan korunmak için elimizi yıkıyorsak, dezenfekte ediyorsak aynı şekilde hafızayı da hikmetli sözlerle dinlendirip temizlemek gerekir.

Kimi insanlar hafızasını çöp bidonu yapmış, Bardak kırığından, paslı çiviye, Kokuşmuş gıdaya kadar ne ararsan bulursun. Oysa Enerjimiz ve ömrümüz bu çöpleri taşıyacak kadar Yeterli kapasite ve uzun ömürlü değildir.

Hz.Ali(as)Hikmet tabiatı bozulan insanlarda etkili olmaz.”

“Ey Aziz; bil ki, Biz tabiat aleminin bu kalın perdeleri altında kaldığımız tüm vaktimizi dünya ve lezzetlerini onarmaya harcadığımız ve Hak Teâlâ’dan, Zikrinden ve fikrinden gafil olduğumuz müddetçe bütün ibadetlerimiz, Zikirlerimiz ve kıraatlerimiz hakikatten yoksundur.”(İmam Humeyni ra)

“Alemin hedefi İnsandır, İnsanın hedefi hüviyettir alemin anahtarı ve memleketin kalesinin kapılarını açacak olan Rahmet, Hikmet ve Mağfirettir.”(Molla Sadra Ra)

Hikmeti arayan, sahiplenen ve taşıyanlara selam olsun.

Hikmet ibret Ali

Alakalı haberler

Yorumlar
Tarafınızdan gönderilen yorumlar, Fars haber ajansı tarafından onaylandıktan sonra web sitesinde yayınlanacaktır. İftira veya iftira içeren mesajlar yayınlanmayacaktır.
Captcha
لطفا پیام خود را وارد نمایید.
پیام شما با موفقیت ثبت گردید.
لطفا کد اعتبارسنجی را صحیح وارد نمایید.
مشکلی پیش آمده است. لطفا دوباره تلاش نمایید.